13 Nisan 2011 Çarşamba

country roads, take me home... to the place I belong. hadi bir el atıverin.


Bütün albümü buldum biraz önce, Hawaii'li sanatçı 1997 yılında hayatını kaybetmiş malesef ama, sıradan bütün şarkıları içime öylesine bir huzur veriyor ki şu anda ve benim en ufak bir huzur, doğallık vs kırıntısına bile o kadar ihtiyacım var ki.

Biraz ipucu hemen. Mezuniyet gününün ağır ağır yaklaşması, alınması gereken radikal kararlar, beni bu kararı artık almanın gerektiği düşüncesine sürükleyen ve beni bu karardan delicesine uzaklaştıran düşünce öbekleri... Algida'da konuştuğum yöneticinin bahsettiği "sacrifice"lar... En zoru da beklemek galiba.

Öylece durdum, bekliyorum.

20 Mart 2011 Pazar

i'm not hesitating to write about the spring anymore.

I think that I'm just starting to believe that my favorite season of the year is spring.

I remember that ever since my childhood, I've never favored any of seasons, I believed all of them had their particular function in universe and in the way we interpret our world; and you would live it the way it needed to be lived.

However... I just realized that I recently might be loving spring more than others.

Not only because the nature wakes upduring that time; but also because no matter how seperate I am from the nature, I feel that I mentally wake up, too. I feel that my perception of world just get to its peak point. In this time of the year, I feel things that I don't ever feel in other times. I feel differently. I see differently. I even BREATHE differently... and that seems fantastic to me.

My favorite clues about life always came to me in this season... in any forms, any unimaginable forms.

It's the time of the year where I can sense the most delicate, where I can see things in the clearest way. Like the clearest green while the big raindrops falling from the sky.

19 Mart 2011 Cumartesi

sometimes I get overcharged, that's when you see sparks.

I am aware that I've just stepped into the period of my life where my decisions will have long-term consequences. I feel weird when I think about this. I feel unstable. I feel that I'm just so much hungry for any information which would help me make better choices in this important period of my life.

I just look for the answers, just like all people, including the characters in my favorite TV series. However, it is not getting easier when you have other parameters coming as inputs to your system in every moment. That's possibly what makes me unstable. I don't even know being unstable is normal, or good, at all.

I've been recently addicted to an opening theme of a TV series. This theme song makes me feel completed. Makes me feel that things in the universe are neither so complicated, nor trivial. It's both so serious and mysteriously so relaxing inside. Because it's you... and your other versions, you know. "There is more than one of everything", as they say.

Maybe I'm confused just because I try to get all the best I can get from this year. I'm trying to do all the stuff I want to do. All of them. Well, most of them. Taking first-aid course, doing a senior project which aims to make a true improvement, learning German, French, Spanish, learning more about brain, trying to understand more about it everyday, trying to get some takeaways from each and every little thing in my daily life...

However, one day, recently, someone important to me forced my mind to just stop for a moment and take a look at myself. Somehow, although I wouldn't have thought that I would (or could) give it a try, I did it. Somehow, I was able to stop and ask myself some questions about what was really going on in my life... about why I was running around like a wild animal and about whether it was worth doing them, at all... and I had some results. I have just recently decided that trying to get the best out of something is good and I should continue doing this, but it seems that working so hard to achieve something needs some kind of auto-cooling system. I should actively and constantly try to cool myself down when I'm just about to explode in sparks... I should do that indeed. I wish somebody could help me remember this from time to time. However, it is a fact that...

"...it's just like that you're trapped over here. The only difference is... nobody's going to save you. Only you can save yourself. "

21 Şubat 2011 Pazartesi

comme un ordinateur assemblé...

Hayat, evren ve her şey gerçekten karışık bir düzen.

Aradığım her şey var aslında ama hiçbiri aradığım formda değil. Bir yerden mutlaka patlak veriyor.

Tabi ki bunda da şükranla karşılanacak bir şeyler var ama yine de bu kadar güzel şeylerin bu kadar uzak, bu kadar yakınlarının da bu kadar korkunç olmasına akıl sır erdiremiyorum.

Sanki bunların hepsi bir çarpım ifadesiymiş de, o çarpım bir k sabitine eşitmiş gibi:

k = p x d

where k is constant, p denotes perfection and d denotes the weighted total of physical and nonphysical distances between two objects.

Hah. Bunları da modellemeye çalışmaya başladım ya. Buralara bir yere bir paket kına lazım.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Ders kayıtlarıyla ilgili ufak tefek notlar.

Efenim herkese merhaba. Bu yazıda öyle süper edebi(!) bir eserle karşınızda değilim.

Ders kayıtları döneminde herkesin sorduğu tipik sorular var. Onlara toptan bir cevap getireyim, elli defa aynı şeyi yazmıyım falan filan filan dedim. Bunun için de bu blogu yazmaya karar verdim. Ha bir de blogumun görüntülenme sayısı artsın diye tabi. dşlgfkdsşf

Neyse, gelelim asıl konumuza. Şu insana "nalet ossun" dedirten ders kayıtlarını daha az hasarla atlatmak için her sınıftan öğrenciye yönelik ufak tefek ipuçları geliyor şimdi:
  • Biliyorsunuz ki bizim STARS adı altında bir sistemimiz var; ders kayıtlarımızı, notlarımızı, devamsızlıklarımızı buradan takip ediyoruz. Beş dakikanızı ayırıp şu sistemi ıncık cıncık inceleyin, kurcalayın arkadaşım. Neresinde ne var iyi bilin. Yarın öbür gün bir şey lazım olduğunda "Hönk" diye kalmayın. Mesela, belli bir sayıda dersi aştığınızda (bizim bölüm -IE- için sınır 6) yani 7. ve 8. dersleri almanız gerektiğinde, bir dersi düşürmek (drop) ya da dersten çekilmek (withdraw) istediğinizde STARS'ta (SRS'de) ilgili bölümden ilgili formu çıkarmanız gerekiyor. Formu çıkardıktan sonra da, advisorınıza ve bölüm başkanımıza imzalatıp formu işletmeniz gerekiyor.
  • Ders kayıtları için herkesin bir registration appointment'ı var. Bunlar öğrencilere sınıf gözetilerek, rastgele bir şekilde atanıyor. Bu süre gelene kadar size yüklenen ders programı üzerinde değişiklik yapamıyorsunuz. Bu saatin gelişinden itibaren ders ekleme/çıkarma, section değiştirme gibi işlemleri yapabiliyorsunuz (yukarıda bahsettiğim türden formlar gibi ayrıntılar var ama onlara burda girmiyorum hiç). O dönemki ders kayıtlarındaki registration appointment'ınızı öğrenmek için; STARS-srs/Information/Registration Appointment.
  • Okulun sitesinde Öğrenci İşleri diye bir bölüm var. Notlarla, geçme kalmayla, ders yüküyle ve daha pek çok şeyle ilgili bilmeniz gerekenler orada yazıyor. Kulaktan dolma bilgiler yerine önce bir buraları karıştırın, buradan bulamazsanız da ya başka öğrencilere sorun (ama hiçbir zaman yetkili birinden alınacak cevap kadar kesin olamayacağını unutmayın), %100 emin olmak için de öğrenci işlerine mail falan atmayı deneyebilirsiniz.
  • Bazen alacağınız derslerin alacağınız sectiondaki kotası dolmuş olabiliyor (kabus gibi bir olay tabi ki!). Böyle bir durumda kota açtırmaya çalışmak gerekiyor. Dört senedir bu okuldayım, dört senedir bu kota açtırma işini bir akışa dökemedim ben, öyle diyim. "Soru sormaya nereden başlayacağız" derseniz, dersin bölüm sekreteriyle konuşmanızı, sonra o kime yönlendirirse artık; oradan devam etmenizi tavsiye ederim. Ha, bir süre sonra başladığınız yere dönerseniz hiç şaşırmayın ama. Bir de, her derse her zaman ekstra kota açılacak diye bir durum da yok malesef, insanların insafına ve durumun vahimliğine bağlı olarak değişiyor.
  • Ders açılacak mıymış, kotası kaçmış, dolmuş mu dolmamış mı, dersi hangi hoca veriyormuş, programı neymiş gibi sorulara STARS'ın şu bölümünden ulaşıyoruz. Bunlara bakarak kendinize program hazırlayabilirsiniz ders kayıtları başlamadan önce. Hatta şöyle de bir site var, ben de bugün öğrendim bunu (Son kayıt dönemimde öğrenmek de koymuyor değil hani!). Almak istediğiniz dersleri giriyorsunuz ve size bir program hazırlıyor, ona göre planlayabiliyorsunuz derslerinizi.
  • STARS'ın bir evaluation kısmı var ama bu kısmı normalde okul dışından göremiyoruz. Yine de demokraside çareler tükenmiyor, tabi ki! Hemen şu linkten kullanıcı adı vs alıp VPN bağlantımızı kuruyoruz, bilgisayarımız evden Bilkent'in ağına bağlanıyor. Böylece STARS'taki evaluation kısmına da evimizden rahat rahat bakabiliyoruz.
  • Hocalarla ilgili yorumlar için gidilebilecek birtakım adresler şöyle:
  • Endüstricilere gelsin (diğer mühendislik öğrencileri de üstlerine alınabilirler tabi) "Sosyal seçmeli ne alayım?": Valla ben psikoloji manyağı bir insan olarak PSYC102 (Introduction to Social Psychology) ve PSYC100 (Introduction to Psychology) aldım, ikisinden de çok memnun kaldım. Ama öyle "Beni çok uğraştırmasın, dersler de daha bir sohbet havasında geçsin" diyorsanız ilk sıraya PSYC102'yi koyun derim. Dersi kesinlikle tavsiye ederim; iyi bir hocaya denk gelirseniz çok şey öğreniyorsunuz; dahası bence insanların biraz empati kurmayı becerebilmesi için bu dersi alıp bir şeyler öğrenmesi lazım. Yine de dediğim gibi, dersin süperliği hocalarla ÇOK alakalı, ben ikisinde de iki süper hocaya denk geldim, çok şanslıydım.

Hadi benden şimdilik bu kadar. Aklıma geldikçe ufak tefek eklemeler yapabilirim. Sorularınız olursa da yorum kısmından sorabilirsiniz, elimden geldiği kadar cevaplarım. Ama sormadan önce yukarıda dediğim siteleri karıştırmayı unutmayın piliz. (:

Hepimize kolay gelsin!

22 Ocak 2011 Cumartesi

collusions of expectation and reality

It's not the first time; won't be the last, either.

When what you had in mind is different from what happens in reality... even when what most of the people expect to see is different from the reality... How do you feel now?

Do you swear? Do you stare your eyes to one point and think about thinking nothing? Do you punch something? Do you shout?

What I did was giving a big, big smile.

Does that mean I'm learning about life?

21 Ocak 2011 Cuma

Let's try to write some.

It was a long, long story; to begin. If only I could tell you about it all.

On a cold, snowy saturday night, he slightly turned the lock, before the door and dark hole of his apartment was wide open in front of him. He stamped his feet to the ground to get rid of the snow on his shoes. Later, he stepped inside. He knew where the switch was placed; in the dim light which was coming from the outside, he found it quite easily. He should have been in no hurry, but he could not help acting as if; because something inside was not letting him do the other way. What was that?

It had been two months since he started living in this city with grey buildings and small streets. People were everywhere in this city. Not only at their home, but also in cinemas, dark streets, enormous shopping malls, gay bars, old cafés, antic places... Each and every place in this city had some human-made marks on it. Some good, some bad.

Two months ago, when he heard from his boss that he had to move to this city, the first thought he had in mind was how to get rid of the old stuff in his house. Nothing else. No thought of friends, no thought of other people, no nothing. He felt nothing. He thought that he might sell them in a second hand store, or just give them away to someone who needs.

When he first came to this grey city, "Greyella", the first thing after getting the keys of his apartment was walking in the long street that crossed the one on which he was going to live. He thought that he could live in this city, because although it had some human-made marks, they were far from being annoying. The buildings were generally old, some of their exteriors had been crumbled way long ago. There were trees here and there, stuck between the old buildings, as it they had already admitted where they were.

However, time was doing its work here. It was changing everything. What's more, that was the best part of the city according to his first feelings.

15 Ocak 2011 Cumartesi

no lo sé.

House'un yeni bölümünün çıkmasına üç gün kaldı. Dayanabilirim, diyorum; iki aya yakın bir süredir bekliyorum, üç gün daha bekleyebilirim. House; aslında Teardrop, benim uzay-zaman tünellerimden biri; beynimde geçmişe ve başka boyutlara açılan kapıların anahtarı. Karpuzlu vivident sakız ile beraber.

Finaller Perşembe günü bitti; üstümden kalkan yük miktarı gözle görülür düzeyde.

Her gün tonlarca film seyrediyorum, yatmadan önce kitap okuyorum; gönlümce müzik dinliyorum; falan filan.

Yine de beni içten içe kemirip duran bir konu var; bilerek ve isteyerek topluluğa "uyum" sağlamadım ve aldığım bu kararın oldukça mantıklı sebepleri olduğunu bilsem de bir yanım acaba buna değer miydi diye sormadan edemiyor. Arada kaldım biraz biraz yani. Ha şu an zaten bunu değiştirmek için yapabileceğim bir şey de yok ama pişman olmam gerekiyor mu, gerekmiyor mu, onu bilmiyorum işte ve bu durum da konu aklıma gelince bir diken üstündelik yaratmıyor değil.

Öyle de basit bir konu ki aslında. Pek de önemli değil; ama nedense çok takıldım. Belki başka şeylerle ilgili ipuçları veriyordur diye. Büyük ihtimalle fazla kafaya takıyorum ve büyük ihtimalle mantıklı bir şey yaptım. Ama mantıklı şeyler yapmak her zaman iyi midir; bak onu ben de bilmiyorum.

23 Aralık 2010 Perşembe

die unterschiede...

Kış ayları, yılın kendi hayatımı film gibi gördüğüm, üstüne bir de o filmi çektiğimi hissettiğim zamanlarına denk gelmektedir, ya da tam tersi de olabilir aslında.

Öyle bir film ki, sadece bana hitap ediyor; bana, tam da böyle hitap ediyor.

Sahneler belli, fon müzikleri belli, senaryo belli... Oyunculuk yeteneğim konusunda denecek hiçbir şey yok. Diğer oyuncular da rollerinde oldukça ustalar.

Sonra rüyalarım var bir de, ne idüğü belirsiz rüyalarım; uyandıktan sonra asla hatırlamadığım, ama günün alakasız bir zamanında aniden aklıma düşen; bu akla düşme sonucunda hatırladığım parçalarını bazen aklımda tutabildiğim, bazen tutamadığım rüyalar.

İlköğretim okulum, servisten inince kullandığımız bahçe kapısı. Kare taşlar. İlkokul öğretmenim. Ne alaka, ben de bilmiyorum.

Bugün öyle doldum ki, öyle çok şey yazmak istiyorum ki; ama öyle az şey yazabiliyorum ki.

Anlatmak istediklerimin bir kısmı öyle gülünç ki. Ve ben onlara öyle bir umursamazlıkla inanıyorum ki.

Keşke zihnimdeki o kareleri öylece tutup da buraya ekleyebilme şansım olsaydı. Kendi hislerimle beraber. Belki o zaman siz de benim gibi aptal bir mutluluk duyardınız.

Durumun alakasızlığının farkında olsanız dahi aynı gülünç şey yüzünden mutlu olmaya devam ederdiniz.

Beyniniz bin parçaya bölünürdü belki. Her bir parçasında ayrı şeyler bulur, ayrı parçaları tamamlamaya çalışırdınız.

Bütün parçaları tamamlamanın mümkünsüzlüğü ve mümkünlülüğü üzerine kafa patlatırdınız; aynı anda ikisinin de olabildiğine nasıl inandığınıza bir türlü akıl sır erdiremezdiniz.

Tam o noktada her şeyi bırakır, yeniden o karelere dönerdiniz; üstlerine biraz renk, biraz müzik eklerdiniz. İfadesiz gözlerinizi karşı duvara dikerken, zaten bildiğiniz şeyleri kim bilir kaçıncı defa içinizden tekrarlardınız.

Bir yanınız mutlaka filmlere inanırdı. Filmlerin film olduklarını bile bile, sırf inanmak istediğiniz için inanırdınız. Çevresindeki dünyayı ona uyarlamak için elinizden geleni ardınıza koymazdınız.

Ama gerçek, gerçektir. Film ise film. Gerçekle film bazen aynıdır, bazen farklıdır. Basit denklemler bunlar.

İşte olması gerekenle olan arasındaki fark gibidir bu da. Uzun vadede ne olacağı hakkında pek bir şey söyleyemezsiniz. Temel seviyede oyun teorisiyle de işi kurtaramazsınız.

Yapabileceğiniz tek şey bakmak, düşünmek, dinlemek ve istemektir. Bunlara ek olarak biraz hayal gücü, biraz da yazmak belki de.

Ne kadar huzurlu, değil mi.

the match.

Yes, maybe I haven't found it yet, but at least there actually is a scene that I'm looking for. The colors are apparent in my head, the background music is ready to play, it's already been playing in my head for many many days. However, the actual "vision" does not match the audio. That's what I'm waiting for. The match.

I know I believe. I know I must believe. I know I must believe until there is no "until".

It's a nice December evening.